|
Ruh Kanseri
Nazan Arda geçen
hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi. Ameliyat için gittiği
Amerika'da bir göğsü alınmıştı. Döndükten 11 yıl sonra beyin
kanaması geçirdi. Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki
ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı. Gazetedeki
fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu. "Ayıcık",
kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı. Arda,
oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.
Karacaahmet'e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.
* * *
Burada Arda'yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika'ya ameliyata
Giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı... Ecel, beklediğinden geç
gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat
ilanını gazetelere vermiş. İlan şöyle: "Şu anda Tanrı'ya teslim
etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik
adına çok hırpaladım. Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim
olmadı. Bilmem o çok uğraş verdiğim 'özel biri' olabildim mi?
Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni
uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum." İlanın
köşesinde küçücük bir fotoğraf var: Nazan Arda'nın ayıcığının
fotoğrafı...
* * *
Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı
olduğunu düşündüm. Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden
vazgeçmiş, "rahatsızlık veririm" kaygısıyla benliğini tarumar
etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş "mükemmeliyetçiler"
için kaleme alınmış bir ağıttı bu... Nazan Arda, uğruna bir ömür
adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir "rahatsızlık"
rica edip cenazesine çağırıyordu. Törene kaç kişi gitti bilmiyorum;
ama ilanı verenin, "boşandığı eşi" olması, o çok uğraş
verdiği "özel biri" olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.
Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son
yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.
* * *
Arda'nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik
Rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: ("Tam Ekran",
YKY, 2002, s.10) Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün
biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma
sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve
kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor: "Sürekli
pozitif olacağım" diye eleştirel ögeleri benliğinden uzak tutan,
negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek
felakete sürükleniyor. Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği
sayesinde bu felaketi önlüyor.
* * *
Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu: Bütün varoluşunu "Beni
beğenecekler mi?", "Beni seviyor mu?", "Rahatsız eder
miyim?" kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran... Bir
küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar
pahasına kurduğun o "mükemmel kale"yi yerle bir edebilir.
Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini... Seni, sen diye
kabul edip sevecekleri sev. Eleştir, ki onun için "özel biri"
olabilesin. Kendini, kendine beğendir herkesten önce... Kimseye
beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
Acını göze al, çünkü
Dostoyevski'nin dediği gibi, "İnsanın ruhunu yücelten bir acı,
ucuz bir mutluluktan evladır."
Can DÜNDAR
|